Hicret

Tevhid

Gençlere

İslam Düşmanlığı

Makaleler

Zulüm Görüntüleri

Download

Resimler

Duvar yazıları

E-M@ail

Tefsir ve Kitaplar

Fizilal'il Kur'an Tefsiri

   Elmalı'lı Tefsiri

Tasavvuf

   İslam'da Kadın ve Özel Halleri

 Küfür Sözler

 Şeytanın Hileleri

İslam'daTesettür

  İslam'da Sakal Bırakmanın Lüzumu

İslami Hareket Metodu

Küfür Tek Millettir

İşte Müslüman

Yesak (Beşerî Anayasa)

Dünden Bugüne Hilâfet

Fikh-ul Ekber

Bilinmeyen Osmanlı

Zulmün Tarihi

Dokunmayın Bacıma

Dünya Vakit Proğramı

 

Almanca Kitaplar

Der Wahre Muslim

 Die Grundlage Der  Islamischen Religion

 Die Grossen  Sünden

  Yoksa, İran‘ın atom bombası var da, zamanı geldiğinde mi açıklayacak?

‘Amerika Birleşik Devletleri (ABD/USA)’- ‘İran İslâm Cumhuriyeti (İİC/IRI)’ arasındaki savaşın yeni bir merhalesindeyiz. Son yarım asırdır ve hele 30 yıllık bir geçmişi olan ve bir topyekûn savaş tablosu sergileyen bir kapışma zâten vardı.
Şah Pehlevî, 1953’de İngilizlerin elinde bulunan ‘İran Petrolü’nün ‘millîleştirilmesi’ ile İran’dan kaçmak zorunda kaldığında, onu, CIA’in hazırladığı ve General Zâhidî’ye -sadece 200 bin dolar vererek yaptırttığı bir askerî darbeyle, -Hitler’in Mussolini’yi zindandan çıkarıp, İtalya’nın başına tekrar oturtmasında olduğu gibi- Şah’ı İran’ın başına yeniden oturttuğu zamandan beri bu savaş vardı. Ve, İmam Rûhullah Khomeynî liderliğinde gerçekleşen ve 15 binden fazla insanın öldürülmesi ve İmam’ın da ülke dışına sürgün edilmesiyle neticelenen 5 Haziran 1963’deki büyük ‘qıyâm’da da, Şah’ı koruyan, Amerika ve İsrail idi. (Şah’a, ‘Maliye Bakanın Ali Eminî’nin gözleri çok güzel, onu Başbakan yapsana!..’ diyen (Kennedy’nin eşi) Jackeline Kennedy’nin bu isteğinin yerine getirildiğine dair, Amerika’lı yetkililerin hatıralarında yer alan beyanları burada zikretmek, bir yakıştırma değildir..) 1977 Yazı’nda başlayan ve 100 bini aşkın insanın öldürülmesine rağmen önlenemeyen ve 1979 başında Şahlık rejiminin devrilmesiyle neticelenen, -yine İmam Khomeynî liderliğindeki- ‘İslâm İnkılabı Hareketi’de,o savaşın yeni bir merhalesiydi.
4 Kasım 1979’da, yüzbinlerin gösterisi sırasında, Tahran’daki Amerikan Elçiliği’nin basılıp, 52 ‘casus-diplomat’ın ‘rehine’ alınması ile İİC ile USA arasındaki diplomatik ilişkiler koptu ve hâlen de kesik..
‘Rehine’leri kurtarmak ümidiyle, 24 Nisan 1980’de, Doğu İran’daki Tabes Çölü’ne hava indirmesi yapmak isteyen Amerika, savaş uçaklarının birbirine çarpması ve yığınla askerin yanmasıyla bir ağır hezîmet yaşıyor ve bu durumu, zamanın USA Başkanı Carter tv'lerden ağlayarak açıklıyordu.. Carter, daha sonra hatırâtında, Tabes hezimeti sonrasında, ‘Tahran üzerine iki atom bombası atarak, mes’eleyi halletmeyi düşündüğünü ve bunun için, (sürgündeki) Şah’tan da ‘okey’ aldığını, ama, bunun ‘Amerika’nın bütün İslâm dünyasından kovulması’ gibi bir sonuç vermesi ihtimali yüzünden vazgeçtiğini’ yazıyordu.. Ve o hezimetin üzerinden 5 ay sonra, Saddam’ın 22 Eylûl 1980’de İran üzerine saldırtılması veSaddam’a dünyanın bütün modern silahlarının verilmesine rağmen, 1 milyona yakın insanın öldürülmesine müncer olan 8 yıllık bir savaş sonunda, yine netice elde edilememesi!.
İslâmî İran’ın bu savaşla, birkaç açıdan zayıflatılması öngörülüyordu..
Ülkenin savaş ve yangın yerine dönüştürülmesiyle, İslâm adına yapılacak uygulamaların başarısız kılınması, İslâm İnkılabına destek veren genç nesillerin savaşta eritilmesi, ülkenin maddî zenginliklerinin yokedilmesi, halk kitlelerinin yıldırılması, muhalif odakların güçlenmesi ve zuhûruna zemin hazırlanması.. Ve İslâmî bir devlete özlem duyan öteki halkların gözlerinin korkutulması, vs..
Bu hedeflerin her birinde kısmen başarılar elde edilmiş olabilir.. Ama, bütün bu savaşlar, İslâm İnkılabı’nın ve İslâmî İran’ın ateşle imtihanıydı ve elbette her şeyin mükemmel olmasını beklemek hayalperestlik olurdu, ama, İİC, bu imtihanları genel olarak başarıyla verdi. 70 küsur milyonu aşan bir nüfus, yığınla sosyal problemler, 30 yıla yakın zamandır uygulanan ambargolar..
Bütün bunlar, İİC’ne, her alanda, kendine yeterli hâle gelmesi gerektiğini ve dahası, Müslüman halkın, inancına göre hürr olarak yaşayabilmek için, gerektiğinde bedeller ödemesi gerektiğini de öğretti ve İslâm Cumhûriyeti rejimine daha bir sahib çıktı.. Ve savaştan sonra da, kazandığı tecrübeleri sanayiine de yansıtan ve bu yolda dev adımlar atan İslâmî İran bugün 2500 ve hattâ 4200 km. menzilli füzeler yapmayı da başardı. Ve sonunda, ‘uranyum zenginleştirme işini başardığını’ ve ‘nükleer enerji üreten ülkeler kulübüne girmiş bulunduğunu’ açıkladı..
Bu açıklamaların ‘acem abartması’ olarak geçiştirilmesinin mümkün olmaması gerekir.. Yani, mes’elenin Saddam’ın son döneminde yaptığı gibi çaresiz tehdidler olarak görülmesi yanıltıcı olabilir. Elbette, Hâşimî Refsencanî ve Muhammed Khâtemî gibi, dünya çapında ciddîye alınan c. başkanlarından sonra, Mahmûd Ahmedînejad’ın sözleri, ‘kurusıkı tehdid’ gibi algılanabilir, ama bu görüntünün yanıltıcı olması çok mümkündür. Ve dahası, İran’ın açıklamalarının bundan sonraki merhalesi, ‘atom silahına sahib olduğunu’ açıklamak bile olabilir. İslâmî İran’ın, siyonist İsrail rejiminin de nükleer silahtan arındırılmasında ısrarı da bunu gösteriyor.
Bush ve çevresi, İslâmî İran’ı caydırmaya çabalarken, gerekirse askerî müdahalenin de gündeme gelebileceğini belirtiyor; ama, böyle bir saldırı durumunda, İran’ın da, siyonist İsrail rejimini hedef alacağı; ve o zaman da, bütün Ortadoğu bölgesini yangın yerine dönüştüreceği de unutulmamalıdır.
Ortadoğu’nun ve dünyanın geleceği, Amerika’nın saldırganlıktan vazgeçip geçmeyeceğine bağlıdır.. USA emperyalizminin Ortadoğu’daki yumuşak karnı, siyonist İsrail’dir ve bu durumun Amerika’nın elini bağlayacağı tahmin edilmektedir.
Ama,USA emperyalizmi, bugün ‘Pax Romana’ (Roma usûlü barış)’ı hatırlatacak şekilde, ‘Pax Amerikana’ siyaseti takib ediyor, ‘Teslim ol, barış olsun!’ diyor.. İslâm ise, insanlara ‘Allah’dan gayri hiçbir güce teslim olmama’yı öngörüyor.
Esir olmak istemeyenlerin, manevî güçlere, gaybî yardımlara sığınmadan önce, aklen ve şer’an alınması gereken bütün tedbirleri alıp, sonrasında, Allah’a tevekkül ve tevessül etmek anlayışına göre hareket etmesi gerekiyor. İran da bugün bunu yapıyor.. ‘Hazır ol cenge, ister isen sulh’ü salâh..’
Geçen asrın Amerikalı yazarı Mark Twain’in, ‘Kristof Kolomb, Amerika’yı keşfetmekle büyük iş yaptı; keşfetmeseydi, daha büyük bir iş yapmış olurdu’ sözünü hatırlamanın zamanıdır..

 Selahaddin Çakırgil 20.04.2006 Vakit

Geri dön

 
Aksa Haber

Arapça Haberler

Çeçenistan'dan Haberler 

Hak Söz Haber
 
İktibaslar
İncelikler Peygamberi
İktibaslar Arşivi
 
Linkler
 SEVDE
Hakk TV
HAKK RADYO
Gıda Raporu
Vahdet
Gazetem.com
Erenköy
Karatay
Delikan Forum
Ayetler.com
 

Program Arama Motoru:

 

Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz?
Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i’dam ediyorsunuz.
Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.»
(Saidi Nursî, Lem’alar sh: 120)